Make your own free website on Tripod.com

BİRLEŞİK METAL-İŞ SENDİKASI GAZETESİ      Sayı 132 (Aralık 1999)

1999 YILINDA


DÜNYA SENDİKAL HAREKETİ

İkinci bin yılın son 365 gününde dünya sendikal hareketinin gündemini meşgul eden konuların başında yine işsizlik vardı. Özellikle Asya, ardından Rusya ve Latin Amerika ekonomik krizlerinin (1997-1999) etkileri ile daha bir şiddetlenen işsizlik olgusu, rekabet adı altında toplumlara dayatılan şirket birleşmeleri, el değiştirmeleri sonucunda yoksulluk sınırının daha alt düzeye çekilmesine, sendikasızlaştırmanın yoğunlaşmasına ve önceki süreçlerde işçiler ve örgütlerinin direnç noktaları oluşturarak karşı durmaya çalıştığı çeşitli olguların adeta zor kullanılarak kabul ettirilmesine yol açtı.

Krize giren bölgelerde (yoğun olarak G.Kore ve Tayland’da olmak üzere) yeni dünya düzeninin olmazsa olmaz ön koşulu haline getirilen “Yeniden Yapılanma” çalışmalarına hız verildi ve bu durum on binlerce işçinin işsiz kalmasına yol açtı. Yine bu bölgede Batı sermayesinin eline geçen (krizle iflas etmiş) şirketlerde de kitlesel işçi kıyımları yaşandı ve hala da yaşanmakta.

Avrupa işçi örgütleri 1999 yılında çalışma sürelerinin kısaltılması (işsizliğe çözüm olarak) ve 1 Ocak 1999 tarihinde hayata geçirilen Avrupa Para Birliği sürecinin ilk aşamasının emekçiler üzerindeki potansiyel olumsuz etkilerini tartıştı ve çözüm arayışlarına girdi.

Politik arenada ise, bağlanan umutların boşa çıktığı bir yıl geride kaldı Avrupa emekçileri için. Özellikle seçim kampanyalarında IG Metall’in yoğun desteğini alan ve neredeyse bu sayede seçim kazanan Alman Sosyal Demokratları, ilk ihanetlerini sol kanadı temsil eden Oscar Lafontaine’i tasfiye etmek suretiyle gerçekleştirdiler. Seçim öncesinde verilen vaatler yerine getirilmezken, kazanılmış hakların azaltıldığı da gözlerden kaçmadı.

İtalyan metal sendikaları yaz başında 1 günlük bir genel grev yaparak, 7 ay boyunca sürdürdükleri TİS müzakerelerindeki kararlılıklarını sergilediler. Amaç, esnekliğin bir TİS koşulu haline getirilmesine engel olmak, çalışma sürelerinin ulusal bazda kısaltılmasını sağlamak ve önümüzdeki 2 yıllık süreç için metal işverenlerince önerilen yetersiz ücret zammının artmasını sağlamaktı. Bu hedeflere kısmen de olsa ulaşmak mümkün oldu İtalyan metal emekçileri için.

Afrikalı ve K.Amerikalı metal emekçilerinin 1999 yılı gündemi ise yoğun olarak küreselleşmeye ve küresel ekonominin kurumlarına, anlaşmalarına karşı mücadele hattı belirlemekle geçti. Kuzey ve Güney Amerika kıtalarında 30’u aşkın ülkeyi kapsamına alan FTAA- Amerikalar arası serbest ticaret alanı isimli anlaşmayı durdurabilmek, bu iki kıtayı cehenneme çevirecek kuralsızlaştırma adımlarına engel olabilmek için iki kıtanın emekçileri arasında güçlü bir işbirliği ve dayanışma tesis edildi. (Anlaşma müzakereleri halen sürüyor, mücadele ise devam ediyor)

Avrupa’nın üvey evlatları konumundaki Orta ve Doğu Avrupa (eski Doğu Bloku) ülkelerinin emekçileri yeni tanıştıkları kapitalizme yabancı ve sarhoşluk içersinde geleceğe yönelik büyük umutlar beslemeye devam etti bütün bir yıl. Serbest piyasa ekonomisinin kendilerini bolluk ve refaha kavuşturacağına inanarak, dünyadaki örneklere göz atma gereği bile duymadılar.

Umut verici olarak nitelendirilebilecek tek gelişme ise ILO-Uluslararası Çalışma Örgütü’nde ilk kez, çocuk işçiliğinin en ağır biçimlerine engel olma amacıyla bir Sözleşmenin kabul edilmesiydi. Ancak, bu hayal de pek uzun sürmedi. Konferans biter bitmez ülkesine dönen Bill Clinton, derhal bir yasa çıkararak ABD Hükümetinin bundan böyle çocuk emeği ile üretilmiş ürünleri satın almamasını sağladı. Ama yasa hükmü bu kadar da kısa değildi, şöyle devam ediyordu, “Bu yasa hükmü WTO-Dünya Ticaret Örgütüne üye ülkeler için geçerli olmayacaktır.” Dünyadaki devlet sayısının 2000 civarında, WTO’ya üye devlet sayısınınsa 134 olduğu dikkate alınınca bu yasanın ne kadar göstermelik olduğu netleşiyordu. Çünkü, bu tip bir yasa WTO tüzüklerinin ihlali anlamına geliyordu (WTO'ya göre, serbest ticaret önündeki ulusal engellerden sadece bir tanesi) .

Yeni bin yıla sayılı günlerin kaldığı bugünlerde aslında dünya sendikal hareketini en fazla ilgilendirmesi gereken olay ise 30 Kasım-3 Aralık tarihleri arasında ABD'nin Seattle kentinde yapılan 3. WTO Bakanlar Konferansı. Bu etkinlik aracılığı ile yeni 1000 yılın tek yanlı ekonomik gündeminin belirleneceği toplantıya verilen isim “Millenium Round”. Bu yeni toplantılar turu 3 yıl içinde bitirilmek zorunda. Gündemin bir kaç kelimeyle özetlenmesi gerekirse; tekelleşme önündeki tüm (ulusal) engellerin kaldırılması, ulus devlet yapılarının ekonomik işlevlerini tamamen dünya sermayesine devretmeleri şeklinde özetlenebilir.

Görünüşe bakılacak olursa, yeni bin yılın ilk günlerinde dünya artık ulus devlet yurttaşlığını değil, bunun yerine “ŞİRKET VATANDAŞLIĞINI” tartışacak (8-9 Kasım 1999 tarihlerinde Londra’da yapılacak ve Londra Kraliyet Enstitüsü ile Unilever, BP-Amocco ve Rio-Tinto isimli ulusötesi şirketler tarafından düzenlenen Sempozyumun sloganı).

 

SEATTLE’DAN GÖRÜNTÜLER..

WTO toplantısının yapılacağı Seattle kenti, tüm dünyadan gelen protestocular tarafından adeta işgal edildi.

Ülkelerinin kaderinin kapalı kapılar ardında belirlenmesini protesto eden tüm güçler, işçi sendikalarının öncülüğünde işçiler, çevreciler, hayvan severler, insan ve yurttaş hakları savunucuları ve çeşitli gruplar toplantı ve yürüyüşlerle tepkilerini ortaya koydular.

Zaman zaman polisin, zaman zaman göstericilerin aşırı tavırları sıcak çatışmalara neden oldu.

Seattle’da ülkemizi Türkiye MAİ ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu temsil etti.

Seattle’da yapılan WTO bakanlar kurulu, tüm dünyada gösterilerle protesto edildi.