Make your own free website on Tripod.com

BİRLEŞİK METAL-İŞ SENDİKASI GAZETESİ      Sayı 132 (Aralık 1999)

1999 YILINDA

HUKUK VE ÜLKEMİZ

1999, siyasi iktidarın, geniş halk kitlelerinin tepkilerini görmezden gelerek ve büyük çoğunluğun taleplerini hiçe sayarak kararlar aldığı ve yasalar çıkardığı bir yıl oldu.

Hiç şüphesiz bu yıl içinde öne çıkan ve kamuoyunu meşgul eden yasal düzenlemeler, uluslararası ticari tahkim, mezarda emeklilik, af ve ek vergi yasalarıydı.

13.8.1999 tarihinde kabul edilen tahkim yasasıyla özelleştirme kavramı Anayasaya giriyor, kamu hizmetleriyle ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmeleriyle ilgili olarak uluslararası tahkim yoluna gidilebileceği kabul ediliyor, nihayet Danıştay'ın kamu hizmetleriyle ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerini inceleme yetkisi budanarak "iki ay içinde düşüncesini bildirmek" haline getiriliyordu.

Yasa düzenlemesi ile, Danıştay'ın yetkilerini kısıtlayıp, yabancı şirketlerle yapılan imtiyaz sözleşmelerinden doğacak sorunların çözümü konusunda uluslararası ticaret örgütünün danışmanlarından oluşacak tahkim heyetlerine gidilebilmesini olanaklı kılınıyor.

Bu tahkim kurulları insani, çevresel ve ulusal güvenlik vs. nedenleri göz ardı edip, sadece sözleşme hükümlerine göre karar veren bir niteliğe sahiptir.

Ayrıca uluslararası sözleşmeler gereği, tahkim kurullarında şirketlerin sorumluluğu için yargılama yapılmamakta, ancak devletlerin sorumluluğu için yargılama yapılmaktadır. Dahası bu güne kadar çok uluslu şirketlerin kaybettiği tek bir tahkim uyuşmazlığı olmamıştır.

Tahkim yasasının hemen öncesinde çıkarılan bir yasa siyasal ahlak açısından yozlaşmanın önemli bir göstergesi sayıldı. Bu yasaya göre işledikleri suçlar nedeniyle siyasal faaliyetleri belirli süre için yasaklanan kimi siyaset erbaplarının yasakları hafifletiliyordu.

Bu durum tahkime karşılık siyaset yasaklarının hafifletilmesinden başka birşey değildi ve haklı olarak kamu oyunda tepki gördü. Zira dün tahkime karşı çıkan partilerin birden tahkimi desteklemeleri siyasal çıkar karşılığı, zararlı gördüğünü kabul etmekten başka anlam taşımıyordu.

Mezarda emeklilik yasası ise SSK hizmetlerinin küçültülmesini ve emeklilik yaşının yararlanmayı imkansız kılacak veya en aza indirecek şekilde 58-60'a, prim ödememe gününün ise 7000 güne çıkarılmasını sağladı. Uzun süredir gündemde bulunan bu konu emekçilerin tepkilerinden çekinen iktidarlar tarafından neticeye bağlanamıyordu. Ancak üç partili koalisyon hükümeti, IMF'nin dayatmalarına teslim olarak, sosyal güvenlik alanını sosyal güvenliğin içini boşaltacak şekilde çözümleyen bu yasayı onayladı.

Milyonlarca emekçinin alanlarda, fabrikalarda ortaya koyduğu tepkiler ise "sokağa teslim olmamak" tafrasıyla dikkate alınmadı.

Mezarda emeklilik yasasının mecliste kesinleşmesi de bir başka duyarsızlığı belgeledi.

17 Ağustos depreminin enkazı altında binlerce insan varken ve deprem kriz merkezi bile oluşturulmadan TBMM bu yasayı görüştü ve çıkardı. Oysa bu yasayı görüşmek yerine aynı sürede depremle ilgili yapılacaklar üzerine kafa yorulsa belki yüzlerce can daha kurtulabilirdi.

Mezarda emeklilikle aynı zamanda çıkarılan af yasası ise Cumhurbaşkanınca veto edildiğinden yasalaşamadı. Ancak iktidarın tercihini ortaya koyması bakımından önemli ip uçları verdi. Gerçekten katiller, hırsızlar, görevini kötüye kullananlar, çeteciler affedilirken; düşüncesi nedeniyle hapse atılanlar aftan yararlandırılmıyordu.

Ülkemizi sarsan iki depremin yaralarını sarmak kılıfına büründürülen vergi yasası ise, iğneden ipliğe yüksek oranlı yeni vergiler getirdi. KDV gibi haksız bir dolaylı vergi de fırsatçı bir yaklaşımla kabul ediliverdi.

Ülke içi ve dışı kaynaklar tarafından deprem yaralarını saracak ölçüde yardım toplanmış olmasına rağmen bu yasanın kabul edilmesi İMF'nin ülkemiz üzerindeki gücünün bir kanıtı kabul ediliyor. Ancak bu yasanın (hiç olmazsa bir kısmının) geleceği pek de parlak değil. Çünkü faizlerden vergi alınmasını öngören ve son anda eklenen bölüm, rantiyecileri ve elbette İMF'yi rahatsız edecektir. Bu nedenle yasanın bu bölümünün uzun süre uygulanmayacağını tahmin etmek zor değildir.


1999 yılı, ülkemizin ekonomik ve siyasal açıdan IMF üzerinden ABD'ye bağımlılığının açığa çıktığı bir yıl oldu.

1999 yılı genel seçimler sonucunda cumhuriyet tarihin boyunca ilk kez M. Kemal'in CHP'sinin parlamento dışında kaldığı bir yıl oldu.

1999 yılı, sivil toplum kuruluşlarının tanındığı ve öneminin kavrandığı bir yıl oldu.

1999 yılı kriz ve doğal afetler sonucunda yıkımların yaşandığı bir falaketler yılı oldu.

Umuyor ve diliyoruz ki;

2000 yılı tüm insanlık için,

umutların yeşerdiği,

insanın mutluluğunun büyüdüğü,

paylaşımın daha adaletli bir hale geldiği,

kavga, kısır çekişme ve savaşların son bulduğu demokrasi ve insan haklarının başa alındığı BİR YIL OLSUN !