Make your own free website on Tripod.com

BİRLEŞİK METAL-İŞ SENDİKASI GAZETESİ      Sayı 132 (Aralık 1999)

1999 YILINDA EKONOMİ

SORUMLULUK VE GÖREVLERİMİZ ARTIYOR

Yeni bir yüzyıla girerken ülkemizde ekonomik ve siyasi krizi gittikçe derinleşiyor, emekçilerin omuzlarındaki yükler biraz daha ağırlaşıyor. 1999 yılı, 20 yıldır uygulanmaya çalışılan dışa açık ekonomi politikalarının, ekonomik ve sosyal dengeleri düşük gelir grupları aleyhine bozduğunu, ülke ekonomisinin borç batağına saptığını, ülkemizin geleceğinin IMF'in stand-by anlaşmaları ile ipotek edildiğini kanıtlıyor.

1999 yılında, işçiler, memurlar, emekçiler, emekliler, işsizler kısaca tüm düşük gelirliler, Sosyal Güvenlik, Tahkim, Vergi v.b yasalarda yapılmak istenen değişiklikleri protesto etmek için mitinglerde bir araya geldi, yüz binler "YAŞAMA HAKKI"nı kaybetmemek için tepkilerini dile getirdiler. Sendikamız da, bir yıl boyunca protesto eylemlerinin tümünde aktif olarak yer alırken, tepkilerimizi basın açıklamalarıyla kamuoyuna duyurdu. Ancak 20 yıldır olduğu gibi 1999'da da sermayeye sınırsız özgürlük veren, emekçilerin ise günden güne özgürlüğünü sınırlayan piyasa ekonomisi; sosyal güvenlikten, tarıma, enerjiden eğitime her şeye tam serbesti verebilmek için kollarını sıvadı. Öyle ki, tüm ülkemizi olduğu kadar dünyayı da yasa boğan 17 Ağustos depreminin hemen ardından, bir gece yarısı "Sosyal Güvenlik Yasası" ve yine bir gece sabaha karşı "Vergi Yasası" kabul ediliverdi.

Ülkemizin özellikle 1999 yılında sürdürdüğü ekonomik ve sosyal politikalarını uluslararası gelişmelerden soyutlayamayız. Gelişmiş ülkeler arasında varolan işbölümü, son yıllarda yeniden düzenlenmeye çalışılıyor. Millenium Round olarak adlandırılan ve geçtiğimiz ay ABD'de yapılan uluslararası toplantının gündemi ile Türkiye'nin gündemi birbiri ile örtüştü. Hedef her türlü mal ve hizmet üretim, yatırım ve dağıtımının özel sektöre devredilmesi olarak belirlendi. Ancak bu süreçte yapılacak çok taraflı yatırım anlaşmaları ile özellikle gelişmekte olan ülkelerin kaderlerinin, uluslararası sermayenin (ulus ötesi şirketlerin) denetimine bırakılması öngörülüyor. Bunun yasal alt yapısı özelleştirme, tahkim v.d yasalarla sağlandı. Ardından, Türkiye'nin uzun dönemde düzlüğe çıkabilmesi için IMF tarafından verilecek kredilerin olmazsa olmaz şartları, geçtiğimiz ay yapılan "Stand-by" anlaşması ile belirlendi. Böylece IMF'nin ve uluslararası sermayenin istekleri doğrultusunda bir dizi uygulama gündeme getirildi. Bunlar arasında en önemlileri;

Vergi: İç ve dış baskılara karşı koyamayan 57'nci Hükümet, bir süre önce vergi yasalarında yaptığı değişiklikleri "Vergi Reformu" olarak sunmuştu. Oysa bu bir reform değil, faiz ve kar elde edenlere oldukça fazla ödünler veren bir yasa değişikliği idi. Ancak, "rantiye" olarak adlandırılan bu kesim, gelirlerinin çok az bile vergi kapsamına alınmasına dayanamamış ve hükümete yaptıkları baskılar sonucu yasayı geri çektirmişlerdi. Hükümet Kasım 1999'da, bu kez de IMF'in baskılarına dayanamayarak, "deprem vergisi" adı altında bir dizi yeni vergi getirdi. Getirilen vergiler genellikle dolaylı vergilerden oluştuğu için tüm topluma yansıyacak ve daha çok ücretliler ile diğer düşük gelir gruplarını etkileyecektir. Türkiye'de adil gelir dağılımı sağlanmasına yardımcı olacak bir vergi reformuna gereksinim olduğunu kimse yadsıyamaz. Ancak ülkemizde esas olarak vergiler, ücretli kesimlerden ve dolaylı vergiler aracılığı ile toplumun tümünden alınıyor. Düşük gelir gruplarının yeni vergilere dayanacak gücü yoktur, yeni getirilen vergiler ülkedeki gelir dağılımını daha da bozacak, işçi, memur, küçük esnaf ve köylünün alım gücü biraz daha azalacaktır. Vergi bir vatandaşlık görevi ise, bu görevi yalnızca yoksulların değil, bugüne kadar hiç vergi vermeyen ya da gelirlerine oranla çok düşük vergiler ödeyen kesimlerin de yerine getirmesi zorunludur.

Özelleştirme: Yıllardır ülke gündeminden düşmeyen özelleştirmelerin hızlandırılmasının yanısıra, petrol, telekominikasyon gibi ülke ekonomisinin can damarı olan enerji sektörleri yabancı yatırımcılara altın tepsi içinde sunuluyor. Oysa bu sektörler, hem ulusal bağımsızlık açısından devlet denetiminden çıkmaması gereken hem de, kar payının çok yüksek ve yeni Pazar olanağı yaratılması çok zor olan sektörlerdir. Üstelik bu alanlara yabancıları davet ederken, gelişmiş ülkelerde insan ve doğaya verebileceği zarar nedeniyle, tasviyesine çalışılan ve hiçbir gelişmiş ülkede üretiminin sürdürülmesi istenmeyen "NÜKLEER SANTRAL" lere gönüllü talip olunmaktadır.

Tarım Politikası: IMF'in önerileri, devletin tarıma verdiği destekleri çekmesini ve tarımda tam serbestleşmeye geçilerek piyasa ekonomisine açılmasını, yani ülke nüfusunun yaklaşık yarısını oluşturan tarım kesimine verilen ucuz kredi imkanlarının, destekleme alımlarının kaldırılmasını öngörüyor. Böylece, bir nebze de olsa bugüne kadar sahip olduğumuz, ucuz beslenme olanakları ortadan kaldırılıyor. Ayrıca bu politika köyden kente göç olgusunu da hızlandıracaktır. Tarımın yabancı sermayeye açılmasının bir diğer riski de, gıda konusunda kendi yağı ile kavrulabilen Türkiye'nin tarımda da, yabancı piyasalara bağımlı hale gelmesidir. Bunun en çarpıcı örneği, bazı ürünlerin tohumunu ülkemizde üretebilecek iken, bunun bir yabancı firma denetimine girmesi ile bundan sonra ithal etme zorunluluğunda kalmamızdır.

2000'li yıllların gündemini yukarıda kısaca özetlediğimiz anlayış belirleyecektir. Bu anlayış aynı zamanda sendikal hareketin de gündemini yeniden çizmesini gerekli kılıyor. Çünkü ekonominin yabancıların denetimine geçmesi, siyasal demokrasi üzerinde de olumsuz etki yaratır. Özellikle yapılan ve yapılacak uluslararası çok taraflı yatırım anlaşmaları, emekçilerin örgütlenmeleri üzerinde olumsuz etki yaratacaktır. Çünkü, küreselleşme olarak adlandırılan süreç, sermayenin sınır tanımaz özgürlüğü için emekçilerin sendikal örgütlenmelerinin zayıflatılmasını bir zorunluluk haline getirdi.

Yeni yüzyılda bizlere daha fazla sorumluluk ve görev düşmektedir. Sendikamız,önümüzdeki dönemde özellikle yeni örgütlenmelerde ve örgütlü bulunan işyerlerimizde ortaya çıkacak yeni sorunlar karşısında, daha fazla baskı altında kalacağının bilincindedir. Ancak Birleşik Metal İş, üyelerinin gücü ve kararlılığı sayesinde mücadelesini sürdürecektir.