Make your own free website on Tripod.com

Küreselleşmenin Önemli Kurumlarından Biri

AVRUPA BİRLİĞİ (3)

Avrupa Birliği tarafından hazırlanan Türkiye'99 Raporu'nun eleştirisi

------------------------------

Avrupa Birliği Komisyonu'nca düzenli olarak hazırlanmakta olan ülke raporlarından, Türkiye-'99 Raporu’nda yer alan yanlış görüşler ve eleştirilerimiz yazı dizisinin birinci bölümünü yayınlıyoruz.

Raporun siyasal hak ve özgürlükler bölümü tüm detaylarıyla ele alındığı halde, ekonomik, sosyal ve kültürel haklar konusu sadece tek bir cümleyle ve “Bu haklarla ilgili özel bir gelişme olmamıştır” denmek suretiyle geçiştirilmiştir.

Raporda, “Türkiye’de enflasyonist gelişmelerin esas nedenleri, tarımsal destek amaçlı kamu harcamaları ile kamu sektöründe ücretlerin hızlı büyümesi ve enflasyonist beklentilerdir” ibaresi yer almaktadır.

Oysa, ülkemizde 1984 yılına kadar tarımsal destek alan ürün sayısı 23 iken, bu sayı 2000 yılı itibarıyla 3’e inmiş bulunmaktadır. Ayrıca, tarımsal kredilerin faizleri geçtiğimiz son 20 yılda %16’dan %65’e yükseltilmiştir. Türkiye Tarımcılar Vakfı'nın verilerine göre, tarım sektörünün toplam GSMH içindeki payı 1971 yılındaki %30.2 düzeyinden 1997 yılında %12.7’ye kadar gerilemiş bulunmaktadır. Tarım ürünleri ithalatının genel ithalat içindeki payı ise 1980’de %0.64 iken 1997 yılında %6.37’ye yükselmiş bulunmaktadır. Ayrıca, toplam sübvansiyonlar içinde tarıma verilen sübvansiyonların payı 1980-1991 arasında %51’den %19’a gerilemiş bulunmaktadır.

Küçük çiftçiler bu caydırıcı tarım politikalarının sonucunda köylerini terk ederek büyük kentlere göç etmeye zorlanmaktadır. Bu durum da ücretler ve örgütlülük üzerinde yoğun bir baskı oluşmasına yol açmaktadır.

Kamu sektöründe ücretlerdeki gerileme Devlet İstatistik Enstitüsü'nün verilerine göre, 1993 yılındaki 100 düzeyinden 1999 yılında 66.7’ye gerilemiştir. Ayrıca devlet bütçesinden kamu personel ücretlerine ayrılan pay; 1990’daki %39.4 düzeyinden 2000 yılında %21.2’ye gerilemiş bulunmaktadır.

Türkiye’de enflasyonist gelişmenin başlıca nedenleri arasında, ülkenin silahlanmaya ayırdığı pay ile 15 yıldır süren savaş yer almaktadır. Ayrıca vergi gelirlerinin artırılamaması ve finans kesiminin hemen hemen hiç vergilendirilmemesi de, iç ve dış borçlanmayı artırmıştır.

Yine “Türk Hükümeti, enflasyonist ataleti kırmaya çalıştı ve tarımsal fiyat desteğinin ve kamu sektörü ücretlerinin geriye doğru değil, ileriye doğru endekslenmesine geçti. Bu politika, enflasyonist ataletin kırılmasında başarılı olmuş gibi görünmektedir” ibaresi yer almaktadır.

Türkiye’de enflasyondan da rant elde edildiği için, ciddi bir enflasyon düşürme çabası olmamıştır. Yeni alınan bu kararla yapılmak istenen tıpkı yüksek enflasyon dönemlerinde olduğu gibi, düşük enflasyon dönemlerinde de faturayı emekçilere çıkarmaktan başka bir şey değildir. Bu sistem değişikliği sırasında, zararları telafi edici hiç bir önlem de alınmadığı için kamu emekçilerinin hak kayıpları olmuştur.

Raporda, "Hükümet maliyesi, IMF rehberliğindeki konsolidasyon hedefleriyle büyük ölçüde uyumlu olmaya devam etti. Bu, daha önceki konsolidasyon girişimlerine kıyasla dikkate değer bir başarı ve önemli bir değişimdir" kaydı yer almaktadır. Türkiye’deki emekçiler ve sendikalarını ülkemizin AB üyeliği hedefi açısından hayal kırıklığına uğratmakta ve daha önce demokratik hak ve kazanımların savunucusu olarak bilinen AB’nin yeniden sorgulanmasına neden olmaktadır.

Raporda, “Kentsel ve kırsal alanlar, Doğu ve Batı arasındaki bölgesel dengesizlikler çok büyüktür ve bu durum, önemli iç göç akımlarına yol açmaktadır” denilmektedir.

Oysa ülkemizdeki ekonomik dengesizlikler sadece coğrafi bölge farklılıkları ya da kır-kent ayırımı ile izah edilemeyecek kadar büyüktür. Adil bir gelir dağılımının olmadığı, en büyük metropollerin merkezinde bile bariz olarak hissedilen bir gerçekliktir.