Make your own free website on Tripod.com

IMF VE DÜNYA BANKASI ŞEFLERİ
TÜRKİYEYİ MESKEN TUTTU..

Kamuoyu “İranlı casus”, “Mesut Yılmaz’ın Yüce Divan’a gidip gitmeyeceği” ya da Ecevit’in Norveç’te gazetecilerin sorularına nasıl “usta” yanıtlar vererek onları boşa düşürdüğü üstüne “geyik muhabbeti” ile oyalatılırken, hükümet; emek cephesine yeni saldırı politikalarını hayata geçirmek için son hazırlıklarını tamamlıyor. Hükümette, Zorunlu Tasarruf Fonu'nda toplanan katrilyonların nasıl gasp edileceğine ilişkin çeşitli “senaryolar” yapılırken, özelleştirmelerle ilgili çalışmalara hız verildi. “Sosyal güvenliğin” tasfiyesi planlarının son rötuşları yapılırken, yeni sendikalar yasası ve İş Yasası’nın değiştirilmesi çalışmaları yürütülüyor. İşverenlerin asıl gündemini ise TİS’ler ve muhtemel grevlere karşı hükümetin taraf olmasını ve kamuoyu oluşturma çabaları oluşturuyor.

SASA ve Gaziantep Belediyesi grevlerinden kendilerince “ders çıkaran” TÜSİAD ve öteki sermaye örgütleri, “kritik zam" sınırı olarak belirlenen % 25’lik sınırı aştığı için Sabancı’yı fırçaladılar, hem de hükümeti uzlaşma zemini yaratmamış olmakla suçladılar. İşverenlerin her söylediğini dikkate alan hükümetin, “uzlaşma masası yokluğu” suçlamasından gereken görevi çıkardığı biliniyor. “Ekonomik Sosyal Konsey” toplanması talebinin amacı iyice berraklaşıyor: Tabii, IMF-Dünya Bankası-hükümet üçlüsünün ekonomik programının uygulanması sonucu oluşturulan "acı reçete"nin emekçilere dayatılmasıdır.

--------------------------

IMF’ye verilen “Niyet Mektubu” 55. Hükümet’in gerçek programını oluşturuyor. O günden bugüne yapılan her türlü icraat bu “niyet” doğrultusunda hayata geçiriliyor! Şeflerin Türkiye'ye ilişkin her cümlesi medyamızın ana haberlerinde, gazete manşetlerinde birinci sırada. Şeflerin ekonominin gidişatını, hükümetin kararlarını onaylayıp onaylamayacakları için nefesler tutuluyor. Dünya Bankası Başkanı Wolfensohn’dan “aferin” almak için herkes iki büklüm seferber. Adamların ağzından olumlu sözcükler cımbızla çıkarılmaya çalışılıyor, buna bağlı borsalarımız inip çıkıyor.

IMF ve Dünya Bankası heyetleri artık arada bir Türkiye dışına çıkar oldular. “Bizler Türk dostu...” diye başlayan cümlelerle konuşmaya başlıyorlar. Çizdikleri tablo mükemmel. IMF Türkiye masası şefi Carlo Cottarelli, “Bu başarı karşısında şaşırmamak elde değil. Çok hızlı yükseliyorsunuz!” diye hükümeti pışpışlıyor. Dünya Bankası Başkanı James Wolfensohn: “Mucize yaratıyorsunuz... 35 yılda göstermediğiniz gelişmeyi gösteriyorsunuz... Önünüz açık...” diyor ve şiir gibi konuşmasını “Yarın çok güzel olacak...” sözleriyle bitiriyor ve “Amman haaaa!” uyarısını yapmaktan da geri kalmıyor. “Programdan her ne koşulda olursa olsun sapma olmaması” öğüdünü veriyorlar.

55. Hükümet'in uygulamaya koyduğu Enflasyonla Mücadele Programı’nın ilk beş aylık sonucu, bu “iyimser” tabloyu bozuyor. Ülkede yaşayan her birey; yaşamının daha da kötüye gittiğini, yoksullaşmakta olduğumuzu görüyor. Gelir dağılımının daha da bozulması ve ücretlerin dondurulması temelinde işletilen programın geleceği hakkında bu rakamlar hiç de iyimser değil. OECD geçtiğimiz günlerde, Türkiye için 2000 yılı enflasyonunun %40’lar civarında gerçekleşeceğini tahmin ettiklerini açıklarken aslında programın tam bir fiyasko olacağının da ipuçlarını vermiş oluyordu. İşverenler de dahil olmak üzere hiç kimse enflasyonun hedeflendiği gibi %25 olarak gerçekleşeceğine inanmıyor. Ama buna rağmen ücret artışlarında bu oranda ısrar ederek tüm yükü işçi ve emekçilerin sırtına yıkmaya çalışıyorlar.

Dünya Bankası verilerine göre Türkiye'nin dünyada gelir eşitsizliğinde, Brezilya, Güney Afrika, Şili ve Meksika'dan sonra 5. sırada yer alıyor. Türkiye'de aynı ilde yaşayan aileler arasında yüzde 1437'ye ulaşan gelir farkları bulunduğunu ortaya koyuyor. İstanbul'da en düşük gelirli aileye 700 dolar, en yüksek gelirli aile 1 milyar 6 bin doların sahibi bulunuyor. İstatistikler, ihracatın büyük rakamlarla azalıp ithalatın büyüdüğünü, makasın açıldığını, üretime yönelik yatırımlarda gelişmenin kaydedilemediğini gösteriyor...

IMF ve Dünya Bankası’nın en son ziyareti, yine aynı program doğrultusunda yeni bir gündemi de içeriyordu. Önümüzdeki günlerde açıklanacak olan buğday taban fiyatlarının belirlenmesi ve destek alımlarının ortadan kaldırılması için çalışmaları yönlendiren Dünya Bankası başkanı, bu alanda yeni düzenlemelerin takibini yapıyor. Türkiye nüfusunun %40’lık kesimini oluşturan tarım kesimi de bu programla yoksullaşmadan nasibini alacak. Devlet tarımı desteklemekten vazgeçecek. Ziraat Bankası birliklere kredi vermeyecek. Kısacası önümüzdeki dönem tıpkı işçi sınıfının olduğu gibi köylülerin ve çiftçilerin de yoksullaştığı, işsizler ordusunun bir parçası olduğu bir dönem olacak.

Yönetimde etkinliğin önemli bir şartı, yerinden yönetimdir. Cotarelli, bu şartın gereğini yerine getirerek, Ankara’ya yerleşmiş, talimatları masaya koymuştur.

Siyasi İktidar da, tüm emekçilere yalnızca daha fazla yoksulluk, daha fazla işsizlik ve daha fazla bağımlılıktan başka bir şey getirmeyen bu talimatların gereğini sessizce yerine getirmektedir.

Neden acaba?