Make your own free website on Tripod.com
Ana Sayfaya Dönüş

KRİZ

buay1.gif (4855 bytes)

 

KRİZİN NEDENLERİ VE NİTELİĞİ

Türkiye ekonomisi 1980'lerin başından bu yana dışa açılma ve dünya ekonomisi ile bütünleşme süreci içine girmiştir. Bu süreçte öncelikle ihracata yönelik sanayileşme politikaları aracılığı ile mal piyasaları dışa açılmış, yüksek oranlı bir devalüasyonla döviz piyasası esnekleştirilmiş, ithalat rejimi serbestleştirilmiştir. 80'lerin son yıllarında mali piyasaların serbestleştirilmesi ile Türkiye ekonomisi 1990'larda tamamen dışa açık bir ekonomi görünümü elde etmiştir. Böylece Türkiye ekonomisi 1990'ların ilk yıllarından itibaren bir "istikrarsızlık-kriz-büyüme-istikrarsızlık" kısırdöngüsü içine itilmiş görülmektedir.

1- Mali piyasaların serbestleştirilmesi:

Türkiye ekonomisi 1980'lerin son yıllarından beri büyüme ve kriz süreçlerini ardı ardına yaşamaktadır. 1989'da uluslararası sermaye hareketlerine yönelik bütün düzenlemelerin kaldırılmasıyla ulusal paranın yabancı paralar karşısında tam konvertibil kılınması sağlanmıştır. Bu gelişme ile ulusal ekonomi, uluslararası spekülatif finans-kapitalin çıkar alanına itilmiştir. Böylece denetim dışı bırakılan ulusal ve uluslararası mali sermaye hareketleri, gerek reel üretim gerekse finansal ekonomi açısından ekonominin dengeli büyümesi önünde en önemli engel haline gelmiştir.

Bu süreç 1990'lı yıllarda "Yapısal uyum programları ve dışa açık piyasa ekonomisinde liberalizasyon programı" çerçevesinde gelişme gösterdi. Ulusal piyasalarda döviz ve faiz kuru birbirine bağlanarak, Merkez Bankası devre dışı bırakılmıştır. Reel faiz haddi yükseltilmiştir. Türk mali piyasaları ilerleme kaydetti, ancak bu gelişme beklendiği gibi tasarrufların artmasına ve yatırıma dönüşmesine neden olmadı. Aksine ulusal ekonominin dışa bağımlılığı artmış, reel üretim dalgalanma içine girmiş, rantiyer davranışlar beslenmiş ve gelir dağılımı bozulmuştur. Bu sürecin yarattığı diğer bir olumsuzluk ise faiz oranlarının yükselmesinin üretici sektörü mali piyasaların denetimi altına sokmasıdır. Özel sermaye yatırım yapmak yerine hisse senedi, hazine bonosu v.b alarak mali piyasaların denetimi altına girmiştir.

Finansal sistemin gelişmesini üç ana süreç sağlamıştır;

a- Kamu kesimi açığının kapatılması için yaratılan menkul kıymetlerin oluşturulması (Hazine bonosu)
b- Dolarizasyon (Türk Lirasının kullanımının azalarak, yerini doların alması)
c- Spekülatif kısa vadeli sermaye hareketlerinin neden olduğu istikrarsızlık

Bu dönemde ulusal büyüme potansiyeli yurt içi tasarrufların artarak yatırımlara dönüşmesi yerine, doğrudan ithalat hacminin büyümesinden kaynaklanmıştır.

Ekonomik krizin nedenlerinden biri, kısa vadeli spekülatif sermaye hareketlerinin mali piyasalara denetimsiz ve erken girişidir. Böylece Türkiye spekülatif sermaye hareketlerinin de etkisi ile dış kaynaklı yapay bir büyüme içine girerek "RİSKLİ ÜLKE" durumuna gelmiştir. Ülke ekonomisi sürekli devalüasyon beklentisi içine girmiş, ekonomik ve siyasi istikrarsızlık egemen olmuş, büyüme ve yatırım sürekliliği kalmamıştır.

Kısa vadeli sermaye hareketlerinin bir olumsuz etkisi de, gelir dağılımını bozmasıdır. 90'lı yıllar boyunca sürdürülen bu politika sonucu ulusal ekonomi "Gazino Kapitalizmi"ne dönüştü.

2- Kamu finansman açığı ile özel kesime kaynak aktarımı arasındaki ilişkiler:

Kamu finansman açığı ile özel sermaye kesimine kaynak aktarma süreçleri arasında yakın ilişkiler bulunmaktadır. Türkiye'de 1980'lerden bu yana özel sermaye birikimi ve kaynakların yeniden dağılımı süreçlerine ilişkin dört temel eğilimden söz edilebilir;

a- Sermaye gelirleri üzerindeki vergi yükünün görece düşürülüp, etkisizleştirilmesi;
Örneğin Kurumlar Vergisinin toplam bütçe gelirleri içindeki payı, 1980-1992 döneminde % 9.1 düzeyindedir. Oysa bu oran 1985-1987 arasında % 15'in üzerine çıkmıştı. 1990'lı yıllarda ise bu oran önce % 7'ye izleyen yıllarda da %6'lar düzeyine inmiştir.

b- Kayıt dışında tutulan gelirlerdeki artışlar

c- Teşvik sisteminin her türlü denetimden uzak tutularak bir rant transferi mekanizmasına dönüştürülmesi;
İhracat teşvik sistemi, devlet bütçesine aşırı yük yaratmış ve "hayali ihracat" şeklinde ifade edilen bir tür rantiye davranışına yol açmıştır. İhracat teşviklerinin TL cinsinden toplamı, bütçe gelirlerinin %22'sine kadar çıkmakta ve genel olarak tüm sermaye gelirlerinden alınan Kurumlar Vergisi gelirlerini aşmaktadır. Sermaye kesiminin oldukça düşük kalan vergi katkısı, teşvik sistemi ile sermayedarlara geri ödenmiştir.

d- KİT'ler tarafından üretilen ara mallarının ve temel girdilerin fiyatlarının düşük tutularak özel sermaye kesimine düşük fiyatlı girdi sağlanması.
Özel sermaye gelirlerinin artırılmasına yönelik bu uygulamalar kamu kesiminin gelir-gider dengesizliği arasındaki en önemli unsurları oluşturmuştur.

3- Devlet,üretici ve yatırımcı niteliğini kaybederek yalnızca gelir dağılımını düzenleyici rol üstlendi. Ancak bu düzenlemeler ile fakirden alıp zengine kaynak aktarıldığı için gelir dağılımının bozulmasına neden oluyor;

Devlet, 1980 sonrasında özel sermaye birikiminin sürdürülmesi için ulusal gelir dağılımının düzenlenmesinde önemli bir rol üstlenmiştir. Bu işlevi, vergi düzenlemeleri, KİT'lerin fiyatlandırma stratejileri ve teşvikler gibi araçlarla yerine getirmiştir. 1963-1980 döneminde hem yatırımcı, hem üretici hem de gelir dağılımını düzenleyici olan devlet, artık yalnızca toplumsal gelir dağılımını düzenleyici konuma girmiştir.

1989 finansal serbestleşme ile birlikte borç ödemelerinde yoğunlukla iç borçlanma senetleri kullanılmaya başlamıştır. Bu süreç ekonomideki iç borç stoğunu artırmıştır. Finansal serbestleştirme nedeniyle yüksek reel faiz, düşük kur (aşırı değerli TL) sıcak para girişini artırmıştır. Ancak ödemeler dengesi açığını artıran bu gelişmeler ekonomik krizlerin oluşumunun hazırlamışlardır.

Özellikle 1990'lı yıllarda devletin stratejik tercihi, işgücü maliyetlerindeki gelişmeler karşısında, sermaye kesimini vergilendirmek yerine, iç ve dış borçlanma yoluyla ve spekülatif rantiye gelirlerini kollamak suretiyle aşma eğilimidir.

1994 VE 1998 KRİZLERİ

Nisan 1994 istikrar paketi, klasik sıkı para politikalarına ve ücretlerin bastırılarak yurt-içi talebin daraltılmasına, başka bir deyişle ücretlerin reel olarak azaltılarak emekçinin alım gücünün azaltılmasına dayanmaktadır. Bu yolla mal piyasalarına durgunluk içinde istikrar kazandırılırken, bir yandan da yüksek faiz politikasıyla iç ve dış borçlanma olanakları genişletiliyordu.

1994 sonunda özel imalat sanayiinde üretim % 13.4 gerilemiş, 1995 sonunda ise 1993 değerinin ancak % 1.1 üstüne çıkabilmiş izleyen yıllarda ise hızla yükselmiştir. 1998 yılının ilk aylarında 133.7 düzeyinde olan üretim endeksi, izleyen aylarda hafif bir gerileme eğilimine girmiştir.

1993-1998 döneminde reel ücretler TL cinsinden yaklaşık % 25 oranında gerilemiştir. Reel ücretleri işçi üretkenliğindeki değişme ile gösteren işgücü maliyeti ise dolar cinsinden yaklaşık % 27 oranında azalmıştır. Bütün bunlara koşut olarak ihracatın aynı dönemde % 70 arttığı görülmektedir. Ekonomide çalışanların alım gücünün düştüğü bir dönemde maliyetler dolar cinsinden azaltılarak ihracatta artış sağlanmıştır.

Türkiye'de "Finansal Serbestleştirme" söyleminin aslında devletin, normal vergi gelirlerini özel sermaye kesimine yönelik olarak yaygınlaştırmak yerine, ideolojik olarak sürdürdüğü bir rant transferi politikasının temel aracı olduğunu göstermektedir.

Devlet, vergi gelirlerini kökten bir reformla yaygınlaştırıp, özel sermayenin sivil vergi ve tasarruf havuzuna olan katkısını artırmak yerine mali piyasalara doğrudan müdahale ile karşılama yoluna gitmekte, yani yüksek faizli iç borçlanma ile toplayamadığı verginin yükünü toplumun sırtına yükleme yolunu seçmektedir.


* Bu yazı, Bilkent Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof.Dr. Erinç Yeldan’ın Sendikamız ile MESS’in 9-11.3.1999 tarihlerinde Abant’ta yaptığı toplantıya sunduğu makale ile Prof. Dr. Erinç Yeldan’ın “Türkiye Ekonomisinde 1980 Sonrasında Gelir Bölüşümünü Belirleyen Makro Ekonomik Süreçler” İktisat Dergisi Eylül 1996,”Türkiye’de Finansal Serbestleşme Deneyimi” Petrol İş Yıllığı 1997, Ahmet Haşim Köşe ve Prof. Dr. Erinç Yeldan’ın “Dışa açılma sürecinde Türkiye ekonomisinin dinamikleri 1980-1997” Toplum ve Bilim Yaz 1998 adlı makalelerin özetlenmesi suretiyle hazırlanmıştır.


birmet@ibm.net