Make your own free website on Tripod.com

MAI KARŞITI ÇALIŞMA GRUBU  -     BÜLTENLER

30.09.1999

BÜLTEN -8

Türkiye MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubunun
29 Eylül 1999 tarihli 35. olağan toplantısında tartıştığı konular
ve küreselleşmede son gelişmeler
e ait toplantı notları

 

1- Grubumuzun çalışmalarına aktif olarak katılan Konfederasyon, Sendika, Meslek Birliği, Meslek Odaları ile diğer STK’ların Grup üyelerince ziyaret edilerek Millenium Round öncesinde panel, seminer ve kitlesel eylemlilik düzenlenmesi konularındaki görüş ve önerilerinin alınması ile Grubumuzun çalışmalarına yeterli ilgiyi göstermeyen ya da küreselleşme konusunda gerekli duyarlılığı göstermediğini gözlemlediğimiz kuruluşların da ziyaret edilerek çalışmalara katılmama gerekçelerinin öğrenilmesi, küreselleşmedeki son gelişmelerin aktarılması ve sürece katılmalarının talep edilmesi kararlaştırılmıştır.

2- Uluslar arası MAİ Karşıtları Koalisyonunca WTO ve Millenium Raunda karşı uluslar arası eylem günü olarak belirlenen 15 Eylül tarihinde dünyanın çeşitli ülkelerinde etkinlikler düzenlendi.

    Dünyanın 87 ülkesinden sayıları 1114’ü, temsil ettikleri kitlelerin nüfusu milyonları aşkın sivil toplum kuruluşu imzaladıkları deklarasyon sonrasında kendi ülkelerinde de çeşitli etkinlikler düzenleyerek Ulusal kamu oylarını WTO ve yıl sonunda başlatılacak olan Millenium Round hakkında bilgilendirdi ve toplumsal tepki yaratma yönünde çaba gösterdi.

    ABD’de STK’lar tarafından kamu oyuna açıklama formatında hazırlanan ortak deklarasyon Washington’da düzenlenen mitingde halka okundu. Public Citizen, Friends of the Earth ve bir Tüketici derneğinin öncülüğünde aralarında Japonya, Nepal gibi ülkelerin de bulunduğu 15 ülkede simultane mitingler düzenlendi. Amerika’daki mitinglere bazı Demokrat Kongre üyeleri ile emek ve çevre örgütlerinin liderleri de katıldılar.

    GHANA’da farklı medya gruplarından 30 kadar gazetecinin katılımı ile gerçekleştirilen bir basın konferansında Dünya MAI Karşıtları Koalisyonunca hazırlanan ortak deklarasyon okundu ve müteakiben de ülkenin en büyük TV kanalları bu basın konferansını en çok izlenen akşam haberlerinde banttan tüm ülkeye yayınladı. Ghana eylemleri Afrika-3. Dünya Network’ü, Ghana Genel Tarım İşçileri Sendikası, Afrika Kadın Araştırmaları Derneği Ghana Şubesi ve Friends of the Earth-Ghana örgütleri tarafından örgütlendi. Ghana’lı Bakan ile yapılan 1.5 saatlik görüşmede yıl sonu toplantılar turunun, Afrika ülkeleri ve benzer durumdaki diğer az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler açısından taşıdığı tehlikeler dile getirildi ve Afrika’lı STK’lar arasında 31 Ağutos-3 Eylül tarihlerinde yapılan Afrika Ticaret Network’ü toplantısının nihai kararları Bakan’a bir manifesto şeklinde sunuldu. Bakan, STK’ların bu ziyaretinden büyük bir memnuniyet duyduğunu, dile getirilen endişeleri ve Afrika ülkelerinin müzakerelerdeki hassas konumu hakkında tam bir mutabakat içersinde olduklarını belirtti.

    ENDONEZYA’da 40 kadar STK, bir anti-millenium round komitesi oluşturarak Hükümeti bu toplantılara katılmamaya çağırdılar. Komite sözcüsü Sukma Violetta Uruguay Raundu sonrasında Endonezya ve diğer az gelişmiş dünyada yoksulluğun arttığını, verilen taahhütlere sadık kalınmadığını ve millenium raunddan önce eski anlaşmaların masaya yatırılarak adaletsizliklerin giderilmesi gerektiğini belirtti. Komite ayrıca ulusal bir konsültasyon kurulu oluşturularak ülkenin Seattle toplantısına hangi taleplerle gitmesi gerektiğinin belirlenmesi ve bu ulusal komitenin Endonezya'’ı STK'’ardan kurulması için de çağrıda bulundu.

    MALEZYA’da 14 kadar STK öncülüğünde bir grup WTO’da yeni konuların müzakere edilmesine karşı olduklarını bir basın açıklaması ile duyurdu. Açıklamada Malezya Hükümetinin STK’larla aynı görüşleri paylaştığı ve bu yönde hareket ettiğinin bilindiği ve Hükümetin sonuna kadar destekleneceğine de yer verildi.

    BANGALDESH’de UBINIG- Politik Araştırmalar ve Eğitim Grubu isimli bir örgüt ülkenin tüm gazetelerine gönderdiği bir mektupta öngörülen yeni anlaşmalar turunu protesto ettiklerini duyurdu. UBINIG 26 Eylül tarihinde de ülkedeki diğer STK’lar için bir bilgilendirme toplantısı düzenledi.

    GÜNEY KORE’de başta KWWAU Kore Birleşik Kadın İşçiler Derneği olmak üzere bir grup STK ülke çapında düzenlenen kampanyaya katılarak Parlamento önündeki gösteriler sırasında yıl sonu Millenium Roundu protesto ettiklerini açıkladılar.

    ZİMBABWE- Harere kentinde düzenlenen gösterilerde 3 STK temsilcisi eylem gününün anlamına ilişkin konuşma yaparak ülke halkını toplantıları protesto etmeye çağırdı. Zimbabwe Ticaret Bakanı tarafından aynı gün yapılan açıklamada da WTO’da yeni konuların görüşülmesine karşı çıkılacağı ve STK’larla aynı görüşlerin paylaşıldığı dile getirildi. Düzenlenen miting radyo ve TV’lerden naklen yayınlandı.

    ZAMBİA’da bir Kalkınma Örgütünce düzenlenen mitingde tüm ülke STK’ları ve Zambia Hükümeti yeni toplantılar turuna karşı çıkmaya çağrıldı. Mevcut tarım anlaşmalarındaki adaletsizlikler, ulus devletlerin gıda güvenliğini kontrol altına alması gereği ve TRIPs anlaşmaları konusunda Afrika Grubunun pozisyonu konularına da yer verilen basın açıklaması günlük gazetelerde ve radyo-TVlerde yayınlandı. (Martin Khor-Third World Network 26 Eylül 1999)

3- Ortak Deklarasyonu imzalama kampanyası devam ediyor.

    Avrupa Parlamentosu -Yeşiller Grubu Ortak Deklarasyonu imzaladı. A.P Yeşiller Grubu Parlamenterlerinden Gabby Kupper’in haberinde bu gelişmenin çok önemli olduğuna ve devamının gelebileceğine dikkat çekiliyor. Gabby Kupper bu konudaki görüşlerin kendilerine iletilmesini rica ediyor. Yeşiller tarafından konu ile ilgili olarak yapılan açıklamada yıl sonu müzakerelerinin kapsamlı bir içerikte olmasına karşı çıkıldığı, öncelikle WTO’nun işleyişinin analiz edilerek reforma tabi tutulması -ve özellikle de WTO’nun Tahkim mekanizmasının mutlaka hem de radikal bir şekilde değişmesi- gereği , TRIPs anlaşmalarının revize edilmesi, Önce İnsan Hakları ve Küresel Çevre anlaşmalarının imzalanmasının gerektiği ve gelişmekte olan ülkelerin kendi seçimlerinde özgür bırakılması gerektiğinin altı çiziliyor.

4- Küreselleşmedeki son gelişmeler:

  • Sermaye sözcüleri Seattle’da yapılacak Millenium Raund toplantılarına katılmaktan
  • çekiniyor ve korkuyor !!! Washington eyaleti Demokrat Senatörlerinden Patty Muray, Başkan Clinton’a bir mektup göndererek şirket sahiplerinin Seattle’da planlanan STK eylemlerinden çekindiğini belirtti. Mektubunda, Kiliseler, Tüketici Dernekleri, Sendikalar, Çiftçiler, yurttaş girişimleri ve çevrecileri gibi bazı istenmeyen konukların Seattle’da gerek güvenlik ve gerekse toplantıların selametini tehlikeye sokabileceğini ve halkın söz hakkının, şirket sahiplerini huzursuz etmesi anlamında kullanılmasına izin verilemeyeceğini belirtiyor. Bayan Muray Clinton’dan iki talepte bulunuyor: 1) Amerikan halkına hitaben bir konuşma yaparak WTO’nun vazgeçilmez, kural koyucu ve uygulayıcı bir Örgüt olduğunu (Merhaba Patty, Anayasamızı hatırlıyormusun? WTO’yu ne zaman kendi Hükümetimizin yerine geçirdik?) anlatması ve 2) Eylemci gruplara seslenerek Clinton'ın ve Amerikan Hükümetinin medya ve halk kullanılarak, eylemler aracılığıyla bu önemli hedeflerden asla vazgeçirilemeyeceğinin anlatılmasını istiyor. İnanabiliyormusunuz ki bunları söyleyen bir Amerikan Senatörü. Bana kalırsa Sayın Murray’i derhal Orta Öğretim Yurttaşlık derslerine göndermemiz gerekiyor. (7 Eylül, Jim Hightower)

  • Seattle kenti, kendini yüzyılın eylemlerine “karşı” hazırlıyor. Eylemcilere bakılırsa Kasım ayının sonunda düzenlenecek eylemler Şirketlerin şeytanlığına direniş festivali olacak. Eylemcilerin amacı, küreselleşmeye dünya çapında bir karşı çıkışı sergilemek ve ülke delegasyonlarının önceden planlanan anlaşmaları görüşmelerine imkan vermemek. Küreselleşmenin kontrolden çıktığını belirten, Dave Solnit Sanat ve Devrim isimli grup politik dans ve tiyatro gösterileri düzenliyor. Grup, yıl sonu eylemlerini bu güne kadar düzenlenmiş barış ve insan hakları yanlısı eylemlerin en kitleseli olarak tanımlıyor. 30 Kasımda eklektik bir parti yapılacağını belirten grup üyeleri , Başkan Clinton’ın 150’yi aşkın ülkeden 5000 civarında delegeyi konuk edeceğini, WTO’nun davetlileri arasında kapitalizm ve serbest ticarete karşıtlığıyla tanınan Küba Lideri Fidel Castro'nun da olduğunu belirtiyor. Ancak Micro Soft’tan Bill Gates ile Boeing-CEO’dan Phil Condit’in Seattle Ev Sahipliği Komitesinin başında olduğu artık herkesçe biliniyor. ABD’li büyük işadamları planlanan aktivitelerin çok önemli bölümünü finanse etmeyi taahhüt ettiler. Kuşkusuz Seattle polisi de binlerce çevreci, anarşist (?), sendikacı, tüketici ve yurttaşı karşılamak için gerekli hazırlıkları yapmış durumda. Hatta Seattle resmi anlamda bile kollarını açmış eylemcileri bekler bir konumda değil. Eyaletteki şehir ve belediye konseyleri kentlerini “MAI Serbest Bölgesi” olarak tanımlıyorlar ve MAI anlaşmasının Seattle gündeminde yer alması için meclislerinden bir önerge bile geçirmiş bulunuyorlar. Diğer yandan kentteki köprü, su kanalı ve benzeri pek çok yer, zarar görebilir endişesi ile şimdiden trafiğe kapatılmış durumda. Public Citizen’den Mike Dolan kentin tamamen kapatılması yönünde çabalar olduğunu, protestoculardan çoğunun gerektiğinde bina ve köprülere tırmanıp, bariyerleri aşabilmek için kendi kendilerini eğittiklerini belirtiyor. (15 Eylül 1999 James Cox)
  • PGA’nın-ABD çapındaki Karavan turu için fonlama kampanyası açıldı: Dünyanın her yerinden yoksul köylüler, balıkçılar, işçiler, işsizler ve eylemcilerin katılımı ile oluşan PGA-Karavan 30 Ekim tarihinde Boston’dan hareket ederek, güneydoğu, güney batı tüm ülkeyi kat ederek 29 Kasım tarihindeki küresel eylemlere katılmak üzere Seattle’a varmayı planlıyor. PGA-Karavan, tüm seyahati boyunca ülkenin çeşitli kentlerinde kapitalizm ve serbest ticaret karşıtı eğitimler verecek ve ABD’de Küreselleşme, WTO, MAI, NAFTA gibi mefhumlardan hiçbir şekilde haberi olmayan halk kesimlerine ulaşarak yüz binlerce insanı seferber etmeye çalışacak. Ancak uluslar arası karavanın en önemli sorunu para. Eğer asgari gereksinimler için şart olan fonu bu ay sonuna kadar toplayamayacak olursak, bu hayati önem taşıyan eylemler yapılamayacak. PGA-Karavan’da yer alan ve hava ulaşım masrafını karşılayamayacak durumda olanlar için 15000-25000$, ABD içi seyahat için en ucuz yöntemin otobüs satın alıp, eylem sonunda satılması olduğu kararında olanlar için 3000-20000$, Lap-Top Computer için 1200$, Digital camera için 600$ ve Tepegöz, Telefon,yol giderleri için 10000-15000$ olmak üzere toplam asgari 30000$’ı toplamak zorundayız. Karavan eylemi Serbest Ticaretin sonunun başlangıcı olabilir. Bu kampanyaya katılacak olanların doğrudan wtocaravan@pcan.org adresine gecikmeden başvurmaları ve bu talebi en geniş çapta duyurmaları önemle rica olunur.
  • ICFTU, Akademisyenler ve bazı STK’lar tarafından ortaklaşa imzalanan ve WTO’da ticaret, emek ve çevre arasında bağlar kurulmaması gerektiğini yansıtan deklarasyona karşı bir cevap hazırladı. “BU KADAR SÖMÜRÜ YETER” Ucuz işgücünün bir rekabet avantajı olarak kullanıldığı ve sömürüyü şiddetlendirdiği, ICFTU tarafından ileri sürülen taleplerin, üyesi bulunan Konfederasyonların günlük yaşamda karşılaştıkları sorunlar göz önüne alınarak hazırlandığı, söz konusu sorunların tümüyle küreselleşme olgusundan kaynaklandığının göz ardı edilemeyeceği işçiler ve sendikalarının bu güçlüklere karşı haklarını koruyabilmelerinin tek yolunun evrensel çalışma standartlarının WTO ile bağdaştırılması olduğunun altı çizilen açıklamada az gelişmiş ve gelişmekte olan ülke örneklerinin belli sektörlerinden örnekler verilerek küreselleşmenin tüm tarafların kazandığı bir oyun olmadığı bu nedenle de WTO’nun ILO ile elele çalışması gerektiği belirtiliyor.
  • “Küreselleşme, tüm tarafların kazandığı bir süreçtir” diyen Avrupa Birliğinin yeni başkanı Pascal LAMY konuşmasının devamında “Avrupa Birliğinin yeni ve kalıcı pazarlara ulaşmasının şart olduğuna inanıyorum. Yeni pazarlar, daha fazla büyüme, daha fazla istihdam anlamına gelmektedir. Ticaret ve yatırımların serbestleşmesi ile uluslararası ticaretin kilit unsuru haline gelen küreselleşme birileri kazanırken, birilerinin kaybetmek zorunda kalacağı toplamı sıfır olan bir oyun değildir. Bana göre bu müthiş süreç tüm kesimlerin kazançlı çıkacağı bir süreçtir (Win-Win Process). Avrupa, uzun dönemli rekabet gücünü, yeni buluşlar konusundaki kapasitesini ve kendine has sosyal-piyasa ekonomisini korumak suretiyle bugüne kadar bu oyunda kazanmıştır ve bundan sonra da kazanmaya devam edecektir. İşte bu nedenlerle yıl sonunda Seattle’da yapılacak Millenium Round konusunda son derece iyimserim. Fakat eğer küreselleşme hem etkin hem de dürüst olacaksa, Avrupa vatandaşlarının toplumsal çıkarlarına göre yönetilmek, kontrol edilmek ve yürütülmek zorundadır. Kontrollü küreselleşmede sağlık, çevre ve kültür: Giderek artan iç bağımlılık ve derinleşen “dünya ekonomisine entegrasyon” konsepti artık gümrük tarifeleri ve tarife dışı engellerin çok ötesine gidilmesi taleplerini de beraberinde getirecektir. Aslında bizim tek ilgi alanımız ekonomik çıkarlarla sınırlı değildir, toplumsal değerler ve toplum için risk teşkil eden alanlar da bizim için büyük önem arz etmektedir. İşte tüm bu sosyal konular ile serbest ve tam rekabete dayalı piyasalar arasında bir yerde durmamız gerekmektedir. Sivil toplum kuruluşları bize sürekli olarak bu gerekliliği hatırlatmakta ve bizi sosyal talepleri karşılamaya zorlamaktadır. Bir diğer ilgi alanımız da Birlik dışındaki politik çıkarlarımızın korunmasıdır. Bu anlamda dünyadaki en büyük partnerimiz olan ABD ile olan ilişkilerimiz büyük bir önem taşımaktadır. Kuşkusuz diğer ülkelerin de söz hakkı vardır, onlar gelişmekte olan ekonomileri temsil etmektedirler ve daha da önemlisi kendi içlerinde ekonomik-bölgesel oluşumlara doğru gitmektedirler. Eğer gerçekten serbest ticaretin yaygınlaşmasını ve sürdürülebilir kalkınmanın yerleşmesini ve insan haklarının korunmasını istiyorsak çok taraflılığı uygulamaya geçirmeye mecburuz. Bu ilkelerimizi ticari partnerlerimizle ve diyaloglar kurarak kabul ettirmek için elimden geleni yapacağımdan emin olabilirsiniz. Çok taraflılık ilkesine bağlı kalarak bölgeselleşme: Avrupa, yıllardan beri verdiği büyük çabalar sonucunda çok başarılı bir bölgeselleşme örneği vermiştir. Amacımız bu örneğin önce doğu ve güneydeki komşularımızla ardından da dünyadaki diğer kıtalarla güçlendirilmesi olacaktır. Bu tip bölgesel gruplaşmalar piyasaları genişletecek ve çeşitli ülkelerdeki üreticiler arasındaki rekabeti güçlendirecektir. Bu nedenle bölgesel entegrasyonlar sanayileşmenin, kalkınmanın ve istikrarın dostudur. Ancak ne yazık ki bölgesel entegrasyonlar asla, çok taraflı liberalizasyonun yerini alamaz, ancak o yolda atılan adımlardan biri olabilir. Piyasaların büyümesi için sarf ettiğimiz çabayı, piyasalara serbest girişin sağlanması için de harcamak zorundayız. Gelişmekte olan ekonomiler, büyüme için olağanüstü bir potansiyel olarak karşımızda durmaktadır. Bu piyasalara serbestçe girilebilmesi için öncelikle kalkınma politikalarının hayata geçirilmesi gerekmektedir. Güney ülkelerindeki partnerlerimizin çabaları bu ülkelerdeki kalkınmayı hızlandırıcı bir etken olacaktır.
  • GATT, APEC VE NAFTA Anlaşmaları tek bir DÜNYA HÜKÜMETİNE gidişi hızlandırmayı amaçlayan bölgesel oluşumlar: 116 Devletin imzaları ile oluşan GATT anlaşması, Avustralya Hükümetinin aşırı coşkulu katkılarının da yardımıyla tırnaklarını şimdi de ulus devletlerin bağımsızlığı ve kendi kendine yetebilme erklerine geçirmeyi amaçlıyor. Amerika’lı uzmanlardan Strobe Talbot’un deyimi ile “tek bir dünyadaki ekonomik ve ticari yaşam bundan böyle GATT tarafından belirlenecek.” Talbott’un Time dergisinde yayınlanan “Küresel Devletin Doğuşu” başlıklı makalesi şöyle devam ediyor; “İddia ediyorum ki önümüzdeki 100 yılda bizim bildiğimiz Ulus Devletçiliğin modası geçecek ve tüm Devletler tek bir küresel otoriteyi kabullenecekler. Böylece 20. Yüzyılın ortalarında benimsenen hedef “Dünya vatandaşlığı” da gerçekleştirilmiş olacak. Ulusal egemenlik ve bağımsızlık gibi kavramlar yeni dünya düzenine yakışmayan abartılı, ağdalı kavramlar olacak. Bütün Devletler aslında birer sosyal düzenlemeden ibarettir. Bir zamanlar ulus devletlerin ne kadar kalıcı ve hatta kutsal göründüğü bugün artık mesele bile edilmiyor. Gerçekte tüm devletler geçici ve yapay oluşumlardır. GATT anlaşması bir Dünya Ticaret Örgütü kurma planının en önemli parçasıdır. Bu uluslararası kabul görecek kurum sınırsız bir dünyanın polisi olacak ve üye ülkelerin iç olaylarına bile müdahale edebilecek bir güce sahip olacaktır.” ABD Ticaret temsilcisi Mickey Kantor Brüksel’deki nihai GATT toplantısı sonrasında basına yaptığı açıklamada APEC ve NAFTA anlaşmalarının GATT hükümleri ile nasıl uyumlu hale getirileceğinin halen tartışılmakta olan bir mesele olduğunu belirtti. Fakat kendisine eşlik eden gruptan isminin açıklanmasını istemeyen bir başka temsilci bu konunun çoktan kararlaştırıldığını belirtti. Kantor her şeyin ilk anlaşmada halledilemeyeceğini belirtiyor ancak Clinton yönetiminin NAFTA anlaşmasını batı dünyasına doğru genişletme ve APEC anlaşmasını da NAFTA gibi görünür bir örgüt haline getirme konusunda hızlı ve kararlı adımlar atacağını da sözlerine ekliyor. David Rockefeller de daha önce yaptığı bir konuşmasında NAFTA’nın 2000 yılına kadar tüm dünyayı içine alan bir anlaşma olacağını belirtmişti (Muhtemelen MAI anlaşmasını kast ederek) 1973 yılına döndüğümüzde o dönemde Chase Manhattan Bank’ın Yönetim Kurulu Başkanlığını yürüten David Rockefeller dünyadaki en iyi beyinleri bir araya getirebilmek ve Batı Avrupa, Japonya ve Kuzey Amerika’nın “Özel Vatandaşları” arasında daha sıkı bağlar oluşturabilmek için 3’lü bir Komisyon oluşturdu. Bu “en iyi beyinler” kapitalist sistemi tüm dünyada geliştirmek için özel bir hedefe yönlendirildi. Bu süper kapitalistlerin gündemi NAFTA’nın , Avrupa Birliğine benzer bir Amerikan Birliğine dönüştürülmesini amaçlayacaktı. APEC de bir “Pasifik Birliği”ne dönüştürülecekti. APEC ile amaçlanan, dünya ekonomik planlamasının elverişli hale gelmesi için dünyanın en büyük 3. Bölgesini de örgütlemekti. Kasım 1993’te Başkan Clinton, Seattle-APEC toplantısında yaptığı konuşmada Asya Pasifik bölgesinin parçalanmaya değil bütünleşmeye ihtiyacı olduğunu belirtmiş, hemen ardından G.Kore Başkanı Kim Young Sam tarafından yapılan konuşmada da APEC ülkelerinin giderek Asya-Pasifik Ekonomik Topluluğuna dönüşmesi gerektiğinin altını çizmişti. Küresel kapitalist sistemin gündemindeki en önemli hedeflerden bir değeri ise Avustralya’nın mutlak surette Asya ile ekonomik ve sosyal bir entegrasyona gitmesi. Kısaca dünyanın en uzun soluklu anlaşmalarından bir tanesi olan GATT anlaşması, ulus devlet ekonomilerini çökerterek, dünya ekonomisinin tümüyle Hükümetlerin kontrolünden çıkartılarak, sermaye tarafından yönetilmesini, yürütülmesini ve kontrolünü hedeflemektedir. İçine girilen süreç gençliğin önünü görememesine ve bu yüzden kayıp bir kuşağın oluşmasına, ekonomik istikrarsızlığın şiddetlenmesine, yaşam standartlarının gerilemesine, toplumların ekonomik bağımlılığının giderek artmasına gebe bir süreçtir. (23 Şubat-Mart 1994 New Dawn Magazine’ye yayımlanan bir makaleden)
  • Dünya Ticaret Örgütü, Uruguay Raundu sürecinde verilen sözleri yerine getirmedi: Uluslar arası Tüketiciler Birliği, tüketiciler için yeterli koruma önlemleri alınmadığı ve adil bir gelir dağılımı garanti edilmediği sürece dünya ticaretinin daha fazla liberalize edilmesine karşı çıkacaklarını deklare etti. 1986-1993 yılları arasında devam eden Uruguay Raundu sırasında tüketici gruplarını destekleyeceğini vaat eden DTÖ (WTO)nün sözünde durmadığını belirten Örgütün temsilcisi Louise Sylvan ticaretin dünya ölçeğinde serbestleşmesine karşı olmadıklarını ancak Uruguay sürecinde imzalanan anlaşmalardan tüm kesimlerin eşit oranda yararlanmalarına öncelik tanınması gerektiğine inandıklarını belirtti. 17 Eylül günü Cenevre’de basına bir açıklama yapan ABD Ticaret Sekreteri William Daley ise, ülkesinin çok kapsamlı bir raundu düşünmediğini çünkü böyle bir hedefin başarıya ulaşma şansının daha zayıf olduğuna inandıklarını belirtti. Diğer yandan Avrupa Birliği aralarında MAI, yatırım politikaları gibi son derece stratejik konuların da yer aldığı çok geniş kapsamlı bir gündem için dünya çapındaki lobi faaliyetini sürdürüyor. (15 Eylül 1999 Financial Times, Frances Williams’ın makalesinden)
  • “Tarımın Çok Fonksiyonlu Karakteri” konulu Konferansta The Institute for Food and Development Policy isimli bir STK’nın sözcüsü Peter Rosset tarafından yapılan konuşmanın notları: Burada, Maastricht’te yapılan bu toplantıya STK’ların katılımı bir şekilde engellenmiştir. Bu engelleme için 2 yöntem kullanılmıştır: Birincisi Hükümet sözcülerine ve ardından da çok taraflı mali kurumların sözcülerine öncelik tanınarak zamanın geçmesi sağlanmış, STK’lara toplantı sonunda tanınan birkaç dakikalık süreçte de salon boşalmaya başlamıştır. Bu, çok bilinen ve ne yazık ki başvurulan bir oyundur. İkinci olarak ta toplantının, ta en başından itibaren ABD, Avustralya, Kanada, Yeni Zelanda, Arjantin, Şili ve Uruguay dan oluşan bir egemen Grup tarafından bilinçli olarak sabote edilmesidir. Aslında en azından konumları itibarıyla bu grup içersinde olmaması gereken Filipinler v.b ülkelerin yoğun bir politik ve ekonomik baskıya maruz bırakıldıkları da apaçık ortadadır. Bu egemen grup, Avrupa Birliğinin yıl sonunda yapılacak WTO 3. Bakanlar Konferansında (Millenium Round) kendi çiftçisinin çıkarlarını koruma yönünde verdiği mücadeleyi kesmek için ölümcül bir çaba harcamaktadır. (kuşkusuz burada, AB’nin bu tavrının tümüyle bencil bir motivasyona dayanmadığını söylemiyorum, sonuçta Kuzey kuzeydir.) İşte bu yüzden söz konusu egemen grup, Güney ülkelerinin ticaretin daha da serbestleşmesi yönündeki çabalara karşı çıkmasından son derece rahatsızdır ve AB ile Güney ülkeleri arasında olabilecek muhtemel bir ittifakı engellemeye çalışmaktadır. Bu yüzden, her zaman adeta programlanmış bir robot gibi aynı konuşmaları tekrarlayan egemen grup sözcüleri, tarımın çok fonksiyonluluğu iddiasının, tarım ihracatındaki desteğini sürdürmeyi hedefleyen Avrupa Birliğine ait bir komplo olduğunu ileri sürmektedir. Bu iddiada hiçbir doğruluk payı bulunmamaktadır. Eğer Avrupa’nın talebi tamamen kendini ABD tarımına karşı korumayı amaçlayan bencil nedenlere dayanıyor olsaydı Birliğin tüm politikalarında aynı eğilimin görülmesi gerekirdi. Oysa ticaretin doğaya, insana zarar veren diğer alanlarında AB ile ABD sermayesi arasında ciddi bir ittifakın varlığı herkesçe bilinmektedir. Tüm bunlardan hareketle bu toplantıdan hiçbir sonuç elde edilemeyeceğini ve Güney ülkelerinin büyük bir çoğunluğunun tarımda tam liberalizasyon konulu anlaşmada ABD ve diğer gelişmiş dünya ile birlikte oy kullanacağını söylemek bir kehanet olmayacaktır. Bu, çok talihsiz bir durum. Çünkü Güney ülkeleri bu anlaşmada ABD’nin yanında yer alacak olurlarsa kendi tarım ekonomilerini intihara sürüklemiş olacaklar, aksi taktirde yani AB’nin kendi çıkarları için öngördüğü tuzağa düşerek egemenliklerini korumaya kalkınca yine egemen dünyanın ucuz ürünlerinin kendi piyasalarına girişi ve çirtçilerinin tarımdam vaz geçmek zorunda kalışı riskini üstlenmek zorunda kalacaklar. Çünkü egemen ülke ve sermaye gruplarının tek amacı yeryüzünü sadece kendilerinin üreterek, satmalarına izin verecek bir pazar haline getirmektir. Yoksul çiftçiler ve tarım emekçilerinin önündeki önemli seçenek ise tarımın çok fonksiyonlu bir araç olarak kullanımını hayata geçirecek, doğayı ve toprağı halkların kullanımına sunacak politikaları – el ele vererek – üretmek olmalıdır.)

Not: Bültendeki haberlerin detayları ile ilgilenenler Grubumuza başvurabilirler.

5- Çalışma Grubumuz tarafından Türkçe’ye çevrilen MAİ-Çok Taraflı Yatırım Anlaşmasının 2.Baskısı yayınlandı.
Bu kitabı edinmek isteyenler aşağıda yazılı Telefon, Fax ve e-mail adreslerine başvurarak 500 bin TL karşılığı temin edebilirler.

Türkiye MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu

 

İLETİŞİM:

Birleşik Metal-İş Sendikası

Tel: (216) 380 85 90
Fax: (216) 373 65 02
e-mail: birmet@ibm.net

Enerji Yapı Yol Sen. İst. Şubesi

Tel: (212) 212 94 25-26
Fax: (212)213 64 83

TMMOB – İst. iletişim

Tel: (212) 249 83 85
Fax: (212) 244 29 16
e-mail: tmmob@superonline.com

    e-mail: sykimdaksi@superonline.com

Ana Sayfaya Dönüş


 

Bu sayfalar Birleşik Metal-İş Sendikası tarafından hazırlanmıştır.