Make your own free website on Tripod.com

İŞÇİNİN EVRENİNDEN

ŞÜKRAN SONER

Tam da Alışmıştı...

G-8'lerden memur maaşlarına uzanan emeğin gündeminde her şey birbirine bağlanıyor. Dünyanın zenginlerinin bugüne kadar yapılmış en yaygın sivil toplum tepki eylemleri arasında yürütülen toplantısı kimilerine göre bir çizgi değişikliğinin başlangıcı, kimilerine göre de düzenin acımasız reçeteleri için iman tazeleme, güçlülerin güçbirliğini pekiştirme ile noktalandı.

Türkiye'deki MAI platformunun temsilcisi Gaye Yılmaz , bize yansımayan tepki eylemlerinin en anlamlısının Londra'da gerçekleştiğini, simgesel gösterilerin Londra Borsası'nın çalışmasını durdurmasının para güçleri için en etkili, anlamlı karşı ses olduğunu vurguluyor.

Katıldığı uluslararası sendikal hareketin toplantılarından da elde ettiği gözlemle, modelin yarattığı ağır haksızlık ve eşitsizliklerin artık zengin ülkelerde yaşayan çoğunluğu da vurduğunu, bunun doğal sonucu dünya sivil toplum örgütlerinin, başta emek ve çevre örgütleri olmak üzere tepkilerinin daha örgütlü ve etkili olmaya başladığını söylüyor.

G-8'lerin, en yoksul 40 kadar ülkenin borçlarının bir bölümünü erteleme kararına gelince... Her şeyin sıfırlandığı, yatırımların durduğu, eğitim-sağlık harcamalarının her tür insani ölçülerin altında kaldığı, borçlarını zaten ödemeleri söz konusu olamayacak ülkeler için alınmış bu karar ne kadar anlamlı sayılabiliyor?

Bugün bir basın toplantısı ile Türk hükümetini bir kez daha uyaracak KİGEM'in temsilcisi Mehmet Yüksel , bu noktada Nasrettin Hoca'nın ünlü, eşeğini aç bırakarak terbiye etme fıkrasını anımsatıyor. ''Tam da açlığa alışmıştı, öldü'' sözlerinin, yoksul ülkelere uygulanan IMF, Dünya Bankası acı reçetelerine uygun düştüğüne işaret ediyor. Dünyanın en yoksul ülkelerinin artık zenginlerin işine yaramaz, sömürülemez konumda olduklarını vurguluyor.

KİGEM, hükümetin dünya ölçeğinde ve Türkiye'de bunca deneyimden sonra kör kör parmağım gözüne örneği politikalardan dönüşler yapmak zorunda olduğunun altını çiziyor. Türkiye, Türk yargı hukukunun bağımsızlığını ortadan kaldıracak tahkimin kabulünden özelleştirmeye uzanan pek çok konuda ülke bağımsızlığı, ekonomisi, toplumunun çıkarları doğrultusunda köklü değişiklikler ya da tam teslimiyet için bir dönüm noktasında.

Ergin Yıldızoğlu , dünyanın gidişatına ilişkin G-8'ler zirvesi aşamasında gündeme gelen kimi sayısal verilerden söz ediyor. İş öylesine çığrından çıkmış durumda ki, dünyanın en zengin %0'lik grubu 25 yılda 30 katı paydan 82 katı paya çıkmış bulunuyor. Çok daha vahimi, 1960'lı yıllarda %2 oranlarında olan yatırımların payı yerine para 1990'lı yıllarda %0'lara varan oranlarla spekülasyon alanında dolaşıyor. İnsanlığın çoğunluğu için akıl almaz boyutlarda gelişen yoksullaşma, yoksulların aldıkları yardımların üç katı borç ödemeleri gibi bir çarpıklığı yaratıyor...

Ve Türkiye'de IMF heyeti üyeleri dolaşırken, yeni dünya sömürü düzeni dayatmasında, sermayenin de içinde olduğu, kimi önemli yeni hükümet kararları kotarılıyor. Türkiye borçlanma bütçesinde parası olanlara %10'un üstünde faiz ödemesini kabul ettiği günlerde, memur zammının kapısını %0'lardan açıyor.

KESK Başkanı Siyami Erdem , şimdilik sadece kamu çalışanları ve ağırlıklı üyeleri ile tek başına yürüttükleri mücadelede, Türkiye'deki bir çarpık, yanlış gidişe ''dur'' demeye çalıştıklarını söylüyor. Kamu çalışanlarının eylemlerinin kendi ücret artışlarında çok şeyi değiştirmese de, hükümet politikasında olumlu bir dönüşe ortam hazırladığını, en azından ücret artış oranlarının yükseldiğini vurguluyor.

Kamu çalışanlarının işçilerle birlikteliğinin gerçekleşmesi, hele de emek cephesinin, toplumsal çıkarlardan yana birlikteliğinin çok daha etkili sonuçlar getirebileceğini anımsatıyor.

Her şey, eşeği aç bırakarak terbiye etmeyi hedefleyen, sonunda öldürmekte sakınca görmeyen yeni dünya sömürü düzeni ideolojisine karşı dünya ve Türkiye ölçeğinde verilecek savaşımın gücüne bağlı şekillenecek. Bugün sadece emeğin sömürülmesi boyutuna değindik. Bir de çevrenin, dünyanın onarılamaz yok edilişi var ki...

Zenginler, bedel ödememek uğruna gündemlerinde bu sorunu hep atlıyorlar. Ozonun deliği, dünyanın tahrip edilmesi giderek daha çok büyüyor, onarılması pahalılaşıyor.