Make your own free website on Tripod.com

Ana Sayfaya Dönüşon-line kütüphane

NEDEN SENDİKA, NEDEN BİRLEŞİK METAL-İŞ

 

SENDİKA NEDİR?

Yaşamımızda son derece önemli bir yere sahip olan çeşitli kurumların üyesi olabiliyoruz. Bunlar, partiler, dernekler, vakıflar vs.dir.

Bu örgütlere göre,yaşamımızın içinde daha büyük bir yer tutan, işyerinde çalışma koşullarımızı ve ülkede yaşam koşullarımızla ilgili bir örgüt de sendikalardır.

Nedir sendikalar ?

Bütün gün üretim yaptığımız işyerimizde işverenimizle toplu pazarlığa oturan, evimize götüreceğimiz ekmeğin, aşın miktarını belirleyen, ana babamızla, kardeşlerimizle, eş ve çocuklarımızla olan ilişkilerimize kadar bütün ailemize etkide bulunan bir örgüttür sendika.

Hepimiz ülkemizin dört bir yanında çalışıyoruz, üretiyoruz.

Herbirimizin işyerleri farklı farklı özelliklerde.

Birbirimizden farklı siyasal görüşlerimiz var, ayrı ayrı siyasi partilere oy veriyoruz ya da üyeyiz.

Herbirimizin doğduğu yer farklı, Kimimiz yıllardır çalışıyoruz, kimimiz henüz çok yeniyiz.

Herbirimiz yaşama farklı farklı pencerelerden bakabiliriz. .

Ama hepimiz aynı sorunları yaşıyoruz. Dertlerimiz aynı, çözümleri de aynı...

Nedir bu sorunlar?

Aldığımız ücretler yetmiyor. Hepimizin ortak derdi hayat pahalılığı. Pahalılık demek, ücretlerimiz aynı kalırken, FİYATLARIN sürekli artmasıdır.

 neden1.gif (2955 bytes)

İşveren belli zamanlarda bizlere ücret artışı yapsa dahi, mutfağımıza giren sürekli azalıyor. Her geçen gün bir şeylerden vazgeçmek zorunda kalıyoruz. Doktora gitmiyoruz. Kitap alamıyoruz. Bütün gün ve bütün yıl çalışmamıza rağmen bir kaç gün tatil bile yapamıyoruz. Daha iyi beslenme, daha iyi giyinme, çocuklarımızı eğitebilmek gibi çeşitli gereksinimlerimizi yerine getiremiyoruz.

neden2.gif (4705 bytes)

Bu da yetmiyormuş gibi, her gün canla başla çalıştığımız işyerimizde işimizi eksiksiz yerine getirmemize rağmen İŞTEN ÇIKARILMA korkusu içinde yaşıyoruz.

Oysa yarınlarımıza güvenle bakmak en temel hakkımız olan YAŞAMAK HAKKININ bir parçası değil mi ?.

Çalıştığımız zamanının yanında ailemize, çoluk çocuğumuza, zaman ayırabilme, dinlenme hakkımız da olmalıdır.

Bu nedenle isteğimizin dışında fazla mesaiye kalmaya zorlanmamalıyız.

İnsan onuruna yakışır koşullarda ÇALIŞMAK ve YAŞAMAK istiyoruz.

Ülkemizde ortalama her gün 4 kişi yaşamını yitirmektedir.

Onlarcası da yaralı...

Işyerİnde dumandan, tozdan, kurşundan, amyanttan ve bir çok sebepten MESLEK HASTALIĞINA yakalananlar da cabası... Ne kendi fabrikamızda, ne de başka fabrikalarda iş kazaları olmasın istiyoruz. Yaşamlarını sürdürebilmek için çalışmak zorunda olan işçilerin meslek hastalığına yakalanması insanlık ayıbıdır.

Yaşlılık dönemlerimizde, çalışamadığımız günlerde yaşamımızı sürdürmemizi sağlayacak emeklilik hakkımız, işbaşına gelen her siyasi iktidarla yeniden tartışmaya açılıyor.

İşyerinde adam yerine konulmayı istemek bizim de hakkımızdır.

Sorunlarimiz gerçekten çok ve her geçen gün artıyor.

Bu sorunların üstesinden nasıl geliriz?

Sorunları, ancak o sorunları yaşayanlar çözebilir. Ama tek başına değil...

Sorunları yaşayanlar YANYANA gelir. Söz ve karar birliği yaparlarsa sorunlar çözülebilir. Kimdir bunlar?

Bu sorunları yaşayanlar İŞÇİLERDİR. Bizleriz...

Yani bütün gününü işyerinde geçiren karşılığında hakettiği ücreti alamayan işçiler, henüz toplu sözleşme ve grev hakkına dahi sahip bulunmayan bütün emekçiler.

Dünyanın bütün ülkelerinde emekçiler aynı koşullardadır.

Ve dünyanın bütün ülkelerinde EMEKÇİLER ancak BİRLİKLERİNİ sağlarlarsa çözüm bulmaktadırlar.

O halde BİZ sorunlarımızı çözmek için neden birlik olmayalım?

Aynı sorunları aynı İŞYERİNDE yaşayan emekçiler, ORTAK SORUNLARINI çözmek üzere BİRLEŞİYORLAR.

İşyerlerinde aynı çatı altında birleşen emekçiler daha büyük sorunlarını çözmek üzere yeteri güce kavuşurlar. Birleşen emekçiler yenilmez bir güç olurlar.

Bizimle aynı dertleri yaşamayanlardan bizim sorunlarımız için çözüm beklemek akıntıya kürek çekmek ve çözümsüzlük değil midir?.

SORUNLARIMIZIN ÇÖZÜMÜ : ÖRGÜTLENMEKTİR !..

Bizim en büyük eksikliğimiz aynı dertlere sahip emekçiler olarak yanyana gelemeyişimizdir. ÖRGÜTLENMEK, aynı çıkarlar temelinde birleşmek ve ortak amaçlar için güçbirliği yapmak demektir.

Sorunlarımızın çözümü ve haklarımızın elde edilmesi için, BİRARAYA gelmek şarttır.

Bugün 60-70 yıl önce bir işçiye gerekli olanlardan çok daha fazla, 10 yıl önceki bir işçiye gerekli olandan da fazla gereksinimlerimiz var.

Bugün gelişen teknolojiye bağlı olarak niteliklerimiz artıyor. Eskisine göre kat kat fazla değer yaratıyoruz. Eğitim düzeyimiz ve vasıflarımız arttıkça yaşam biçimimiz de değişiyor, buna bağlı ihtiyaçlarımız da artıyor.

Yaratan ve üreten biz emekçilerin günün koşullarına göre insanca yaşam talep etmek en temel hakkımızdır. Sömürülmeden, ezilmeden yaşamak bizim de hakkımız.

SADECE HAKLI OLMAK YETMEZ !..

Belli bir hakkı elde edebilmek için sadece haklı olmak yetmez.

Hakkımız olduğunu düşündüğümüz şeyleri elde edebilmek için güçlü olmamız gerekiyor.

“Daha çok ücret benim hakkım, iş güvencem olmalıdır. Benden kesilen vergi oranında rantiyeciden, patronlardan da vergi kesilmelidir. Çağdaş bir insan olarak biz işçilerin de daha iyi giyinmeye, barınmaya, sinema ve tiyatro gibi kültürel faaliyetlerden yararlanmaya hakkımız var” demek yetmiyor.

Bir şeyin bizim hakkımız olduğunu düşünüyorsak onu elde etmek için çaba göstermek, emek vermek gerekir.

Çözüme giden yol, NE YAPMALIYIM ? sorusu ile başlıyor.

Bu sorunları TEK BAŞIMIZA ÇÖZEMEYECEĞİMİZE göre, soruyu; BİZ NE YAPMALIYIZ ? biçiminde büyütmek gerekiyor.

BİZ, bütün işçiler olduğuna göre, GÜÇLÜ OLMAK için ilk adım da atılmış olacaktır.

Biz, nasıl güçlü oluruz?

Elbette herkes güçlü olmak ister. Ama güçlü olmak için herkesin yöntemleri farklıdır. Kimileri hemşehirlileriyle biraraya gelerek, kimi siyasi çevresi ile, kimi başka bir kesimle birlikte olarak kendini güçlü hissedebilir.

Ama işçilerin güçlü olması, İŞYERİNDEKİ TÜM İŞÇİLERİN BİRLİĞİNDEN GEÇER.

Çünkü sorunlarımız işyerinde, çözümlerine de işyerinde aynı sorunları yaşayanların BİRLİĞİ ile ulaşılabilir.

Bugün işyerinde çalışanlar hangi PARTİDEN olursa olsun, hangi mezhepten olursanız olun, hangi köyde doğarsanız doğun, tüm işçiler aynı olumsuzlukları yaşayor.

Bütün farklılıklarına rağmen aynı olumsuz çalışma ve yaşama koşullarında bulunan emekçiler çözümü HİÇ BİR AYRIMA YER VERMEDEN biraraya gelerek bulabilirler.

Zaten Sendikalar da, işçileri hiç bir siyasi, etnik, mezhep veya cinsel ayrım gözetmeden İŞÇİ olma temelinde birleştiren kurumlardır.

PATRON NE DER ?..

Bizim hak olarak dile getirdiğimiz isteklerin bir çoğu sermayedarların işine gelmez. Sermayedarlar işçilerin bütün taleplerine kendi gözlüklerinden bakarlar. Daha iyi çalışma ve yaşama koşullarıyla ilgili bütün isteklerimiz işverenin gözünde paraya dönüşür.

neden5.gif (5161 bytes)

Patronlarla işçiler arasındaki ilişki bir terazinin iki kefesi arasındaki ilişki gibidir. Biri artarsa diğeri azalır. İşverenlerle aynı şehirden olmamız, aynı siyasi partiye üye olmamız bu ilişkiyi değiştirmez.

Çünkü her bölgede, şehirde, her siyasi partide hem işçiler, hem de işverenler vardır. Aynı partinin üyeleri arasında, hemşehirliler arasında zaman zaman dayanışma olabilir. Bazen iş bulabilmek için hemşehirlilik ilişkilerini de devreye sokarız. Ama konu ücret ve kar olduğunda bütün bunlar işe yaramaz.

Toplu sözleşme görüşmelerinde bizimle aynı masaya oturan işverenler oy verdiğimiz partiyle ilgilenmez, nereli olduğumuzu sormaz. Ne kadar ücret istediğimzi, hangi hakları teklif ettiğimizi sorar.

Biz işçilerin bu tür ilişkilerle güç kazanmamız ve haklarımızı elde etmemiz mümkün değildir. Haklarımız olduğunu düşündüğümüz şeyleri gücümüzle elde ederiz. Gücümüzün kaynağı birlik ve beraberliğimizdir.

İşçi sınıfının güçlü olmasının ilk koşulu kendiliğinden ortaya çıkar, çünkü işçilerin sayısı fazladır.

Ancak sayısal olarak fazla olan işçilerin örgütlenmemesi halinde bu sayısal fazlalık hiç bir şekilde GÜCE dönüşmez.

Sayımız çok ve her geçen gün daha da artıyor. 1955 yılında Türkiye’de yalnızca 1.5 milyon kadar işçi vardı. Bu toplam çalışanların yüzde 14’ü demekti.

1997 yılı nüfus sayımının kesinleşmemiş rakamlarına göre Türkiye’de 62 milyon 500 bin kadar insan yaşıyor. Bu sayının yaklaşık 24 milyonu faal nüfus olarak tanımlanıyor.

Bu sayının da yaklaşık 8 milyonu ÜCRETLİ İŞÇİDİR.

Bu sayı 1950’li, 1960’lı yıllarla kıyaslanmayacak kadar fazladır.

Peki sayımızın bu kadar çok olması güçlü olmamız için yeterli mi?

Sayıca çok olmamız güçlü olmamız için gereklidir. Ancak bu yetmez.

Bu kadar çok işçi, emekçi, çalışan kitle ortak davranamıyor, bir çatı altında toplanamıyor, yaşananlara aynı pencereden bakamıyorsa, işçi kimliğinin ve ortak çıkarlarımızın farkında değilse, kısaca ÖRGÜTLÜ DEĞİLSE, bir gücü de ifade etmez.

Bir de patronlara bakalım:

Onlar sayıca fazla değil. Paraları, işyerleri, makinalarının olması onları güçlü kılıyor.

Ancak sermaye sınıfının gücünün en temel kaynaklarından biri hepsinin gözünde patron sınıfının gözlüğünün olmasıdır. Olaylara aynı bakış açısıyla, aynı sınıfsal kimlikle baktıkları için örgütlenerek güçleniyorlar.

Patronlarımız güçlüler çünkü birlikte davranıyorlar.

BİRLİK DEMEK GÜÇ DEMEKTİR.

Onların güçlerini arttıran sendikaları, dernekleri, televizyonları, radyoları, gazeteleri var. Bu nedenle patronlar hep güçlü görünüyor ve ülkemizin politikalarını da etkiliyorlar.

İŞÇİLERİN DE BİRLİĞİ, SENDİKALARDIR.

BİRLİKTE OLARAK,

İŞYERİNDE VE ÜLKEDE

EKONOMİK VE DEMOKRATİK SORUNLARIMIZA
ÇÖZÜM BULACAĞIMIZ KURULUŞLAR;

SENDİKALARDIR.

 

SENDiKA NEDiR?

SENDiKA,

diline, dinine, rengine, siyasi görüşüne bakmaksızın bütün işçileri kapsayan bir KİTLE örgütüdür.

SENDiKA,

çalışanların ortak hak ve çıkarlar uğruna birleşmelerinin ifadesidir.

SENDiKA,

işçilerin ekonomik ve DEMOKRATİK örgütlerdir.

SENDiKA,

sadece işçilerin örgütü olduğu için bir SINIF örgütüdür.

SENDiKA,

devlete, siyasi iktidara, partilere karlı BAĞIMSIZ bir örgüttür.

Daha genel biçimde ifade edersek SENDİKA;

 

Çalışanların

çalışma yaşamına ilişkin sorunlarını çözmek,

ortak çıkarlarını ve haklarını korumak

ve geliştirmek için kurdukları

örgütlere denir.

Sendika, işçinin birliğini etkin bir güce dönüştüren mekanizmalardır.

 

SENDİKA NEDİR
HER İSTEDİĞİMİZ SENDİKAYA ÜYE OLABİLİR MİYİZ?
SENDİKALARIN TARİHÇESİ
TÜRKİYE'DE SENDİKALAŞMA
SENDİKAMIZIN KISA TARİHİ
NASIL BİR SENDİKA?
BİRLEŞİK METAL-İŞ NASIL BİR SENDİKADIR?
BİRLEŞİK METAL-İŞ NASIL ÇALIŞIR